pylab import hatası: matplotlib _png problemi

Mac OS X’te

import pylab

komutu aşağıdakine benzer bir hata verebiliyor:

import matplotlib._png as _png
ImportError: dlopen(/usr/local/lib/python2.7/site-packages/matplotlib/_png.so, 2): Library not loaded: /usr/local/lib/libpng15.15.dylib
Referenced from: /usr/local/lib/python2.7/site-packages/matplotlib/_png.so
Reason: image not found

Bu durumda şu brew komutları hatayı düzeltiyor:

sudo pip uninstall matplotlib
sudo rm -rf /tmp/pip-build-root/
brew reinstall libpng --universal
brew reinstall freetype --universal
sudo pip install matplotlib

Latex ile Türkçe kopyalanabilir UTF-8 PDF çıktısı

Latex belge üretirken Ubuntu üzerinde TexLive ve TexMaker kombinasyonunu kullanıyorum. Aşağıdaki komut ile UTF-8 kodlamayı rahat bir şekilde kullanıyordum.

      \usepackage[utf8]{inputenc}

Diğer şey normalken PDF çıktısından kopyala-yapıştır yapamaz hale geldiğimi gördüm.

Çözümü bulmakta oldukça zorlanınca benim gibi başkaları da bu uğurda deliye dönmesin diye bir yere not etmek istedim.

Latex belgelerde Türkçe UTF-8 kodlama kullanırken PDFLaTex ile elde edilen PDF dosyalarında, sadece şunu kullanırsanız kopyala-yapıştır sonrasında saçma karakterler göreceksiniz:

Birçok farklı çözüm önerisi var, geneli XeTeX veya LuaLatex kullanma önerilerinde bulunmuş. XeTeX’in önerilmesinin sebebi kullandığı ana yazı tipini değiştirmeye izin veriyor olması. Yine de siz bu çözüme pek kulak asmayın.

LaTeX için çözüm şurada: Vector fonts with UTF-8 support?

Çözümün işe yaramasının temel sebebi anladığım kadarıyla cm-super’den (Computer Modern = cm) türetilen Latin Modern yazı tipinin kullanılması.

Özetle, aşağıdaki Latex kodunu belgenizde kullanırsanız sorunu büyük ihtimalle çözecektir:

%PdfTeX ile ilgili UTF-8 ayari
%------------------------------------------------------
\usepackage{ifpdf}
\ifpdf    \input{glyphtounicode.tex}
      %%%\input{glyphtounicode-cmr.tex}
      \pdfgentounicode=1
\else  %Place here the settings for other compilator
\fi


%------------------------------------------------------
\usepackage{cmap}
\usepackage[utf8]{inputenc}
\usepackage[T1]{fontenc}

\usepackage{lmodern}

Wikipedia verilerini MySQL veritabanına daha hızlı aktarmak

Veri üzerinde analizler yapmak [1] [2] [3] veya Wikipedia’yı çevrimdışı kullanmak gibi amaçlarla Wikipedia’nın veritabanı yedeklerini zaman zaman kendi MySQL ortamımıza aktarmak istiyoruz. Fakat bu yedekler her geçen yıl büyüdüğünden, veri üzerinde çalışmadan önce harcamamız gereken zaman giderek artıyor. Örneğin İngilizce Wikipedia‘nın 2006’da sıkıştırılmamış XML hali 12 Gb’tı. Artık 2009-2010 makale yedeklerinin sıkıştırılmamış XML hali 25-30 Gb’ı buluyor. Wikipedia artık eski, daha az alan kaplayan yedekleri sunamayacak hale geldiğinden, yedek dosyalarını MySQL’e olabildiğince hızlı aktarmak önem kazanıyor.

Wikipedia yedekleri şu dosyalar halinde sunuluyor (veri indirme sayfasındaki İngilizce açıklamaları aktarıyorum):

  • pages-articles.xml.bz2 : Kategori, şablon (ing. Template), yardım (ing. Help) gibi sayfalar dahil, ana makalelerle beraber farklı Wikipedia aduzaylarından (ing. namespace) gelen sayfaları, son değiştirme bilgisiyle beraber (en son kim değiştirdi, ne zaman değiştirdi) kapsıyor. Dosya boyutunu küçültmek için geriye sadece Ana aduzayındaki makaleleri bırakacak bir filtre uygulayabilirsiniz.

Dosyanın, her bir makale için XML formatı şu şekilde:

<page>
<title>April</title>
<id>1</id>
<revision>
<id>2056597</id>
<timestamp>2010-03-11T13:37:49Z</timestamp>
<contributor>
<username> son değiştiren kişi </username>
<id>29902</id>
</contributor>
<minor />
<comment> son değiştiren kişinin yorumu (Wiki markup) </comment>
<text> makale içeriği (Wiki markup) </text>
</revision>
</page>

Aslında kendiniz içerik çözümlemesi yapmak isterseniz, ihtiyacınız olan bütün bilgi bu dosyada mevcut. Makalelerden bağlantıları, kategorileri toplayabilir, şablonları makale içine yerleştirebilir ve bir yandan da makalelerin salt yazı hallerini elde edebilirsiniz. Fakat çözümleme işlemi uzun süreceğinden pagelinks.sql.gz , categorylinks.sql.gz gibi bazı tabloların hazır hallerini indirmek daha çabuk bir çözüm.

  • redirect.sql.gz : Yönlendirme bilgileri içeriyor. rd_from yönlendiren makaleyi tanımlayan sayı (int), rd_namespace yönlendiren makalenin bulunduğu aduzayı ve rd_title yönlendirmenin hedefi olan makale başlığı. Bir tarafta sayı biçiminde makale kimliği, diğer yanda yazı şeklinde makale kimliği olunca bu tablo doğrudan çözümlemeler için basit kalıyor. Hedef makaleyi tanımlayan sayıyı kaydederek çözümlemeyi hızlandırmak için page tablosunu kullanıp bir önişlem yapmak gerekecektir.

  • pagelinks.sql.gz : Sayfalar arası bağlantıları içeriyor. Yönlendirme tablosunda olduğu gibi, burada da kaynak makale sayı ile, hedef makale yazı ile belirtiliyor. pl_from, pl_namespace,pl_title sütunlarına, yani yönlendirmeler ile aynı organizasyona sahip.


İçeriği (pages-articles.xml) Aktarmak

Wikipedia’yı çevrimdışı kullanmak veya basit, içerik tabanlı analizler yapmak için sadece pages-articles.xml.bz2 dosyasını MySQL’e aktarmak yeterli. Aktarma işlemlerinden önce, MediaWiki kurulumu yapmak doğru bir tablo düzenine sahip olmanızı sağlayacaktır. Kurulum sırasında MyISAM seçerseniz, biraz daha hızlı aktarma yapabilirsiniz. Veritabanına bir şey yazmayacağız, o yüzden analiz işleri için bunun yeterli olması gerek. Wikipedia’yı çevrimdışı olarak uzun vadeli kullanmayı düşünüyorsanız InnoDB’yi tercih etmelisiniz. Bu yazıda MyISAM kullandığınızı varsayarak devam ediyorum ancak InnoDB için de benzer adımları uygulayabilirsiniz. (Yapmanız gereken myisamchk aracıyla yaptığımız anahtar (ing. key) kapatma ve onarma işlemlerini InnoDB için gerçekleştirmek.)

pages-articles.xml.bz2 dosyası üzerinde Xml2sql programını çalıştırdığınızda, MySQL’e aktarabileceğiniz Tab karakteriyle ayrılmış page.txt, revision.txt, text.txt adında 3 dosya oluşuyor. İlk akla gelen bu dosyaları doğrudan mysqlimport kullanarak veritabanına aktarmak olacaktır. Şu şekilde:

bunzip2 -c pages-meta-current.xml.bz2 | xml2sql
mysqlimport -u root -p --local dbname `pwd`/{page,revision,text}.txt

Ancak doğrudan bu işlemi uyguladığınızda, 1-2 gün beklemeniz gerekebilir.

Onun yerine, her tabloyu aktarırken aşağıdaki adımları [4] uygulamak işin çok daha hızlı bitmesini sağlıyor. page tablosu için örnek:

sudo myisamchk --keys-used=0 -rq /var/lib/mysql/enwiki/page
(mysql komut satırı aç)
USE enwiki;
FLUSH TABLES;
ALTER TABLE page MAX_ROWS=1000000000;
LOAD DATA LOCAL INFILE 'page.txt' INTO TABLE page;
(mysql komut satırını kapat, MySQL sunucusunu kapat)
sudo myisamchk --fast --force --update-state --key_buffer_size=1024M --sort_buffer_size=1024M --read_buffer_size=64M --write_buffer_size=64M -rq /var/lib/mysql/enwiki/page

Adımları revision.txt ve text.txt dosyaları için tekrarladığınızda, elinizde kullanıma hazır bir Wikipedia veritabanı oluyor. En fazla 2 saat içinde tamamlanan bu işlemlerden sonra MediaWiki’de makaleleri görüntüleyebiliyor olmanız gerek. Veritabanıyla ilgili bazı üstveriler (ing. metadata) bu aşamada eksik olduğundan, görüntülenen makalelerin bazı bölümleri çözümlenemeyebilir.

Bağlantıları (pagelinks.sql) Aktarmak

Bağlantıları içeren pagelinks.sql dosyasının açık hali şu anda (2010) 11 Gb’ı buluyor. Doğrudan SQL çıktısı ile aktarmak için fazla büyük. Bunun yerine insert2txt programıyla bu dosyayı da – page.txt gibi fakat Tab yerine virgül karakteriyle ayrılmış – “LOAD DATA” ile yüklenebilecek biçime çeviriyoruz:

insert2txt enwiki-20080724-pagelinks.sql enwiki-20080724-pagelinks.txt

Pilho Kim‘in paylaşmış olduğu Insert2txt programı Windows için yazılmış. g++ ile derlenebilmesi ve Linux’ta çalışması için kodu modifiye edip Github’a aktardım.

Fakat daha önce kullandığımız aktarma tekniğini henüz burada kullanamıyoruz, çünkü pagelinks tablosunda “benzersiz” (ing. Unique) olarak tanımlanmış anahtarlar var. InnoDB’de SET UNIQUE_CHECKS=0 satırını kullanarak performans artışı sağlayabiliyoruz ancak MyISAM kullanırken bunu yapamıyoruz.

Bu durum için şöyle bir çözüm önerilmiş: Aynı biçimde ama benzersiz anahtarları olmayan, geçici bir tablo yaratın. Örneğin pagelinks için şu şekilde:

CREATE TABLE `tmppagelinks` (   `pl_from` int(10) unsigned NOT NULL DEFAULT '0',   `pl_namespace` int(11) NOT NULL DEFAULT '0',   `pl_title` varbinary(255) NOT NULL DEFAULT '' ) CHARSET=binary;

Bu tabloya, daha önce page.txt için yaptığımız gibi verileri aktarın. Bu sayede doğru .MYD dosyası oluşacak. Asıl pagelinks tablosundan .frm ve .MYI dosyalarını tmppagelinks tablosuna kopyalayın. MySQL komut satırında FLUSH TABLES komutunu verdikten sonra REPAIR TABLE ile olması gereken anahtarları oluşturabilirsiniz. İşlemin hızlı gerçekleşmesi için sort ve key arabellek miktarlarının az olmaması gerekiyor. Bu yüzden ben onarma işlemi sırasında sort ve key arabelleklerini artırmak için REPAIR TABLE yerine myisamchk kullanıp bellek miktarlarını argüman olarak verdim. REPAIR TABLE komutunu kullanacaksanız MySQL sunucu ayarlarınızda key_buffer_size ve sort_buffer_size değişkenlerini geçici olarak artırmanız gerekebilir. Onarma işlemi bittiğinde, eski pagelinks tablosunu DROP edip tmppagelinks tablosunu RENAME ederseniz aktarma işlemi tamamlanmış olacak. Özetle şu şekilde:

sudo myisamchk --keys-used=0 -rq /var/lib/mysql/enwiki/tmppagelinks
(mysql komut satırı aç)
USE enwiki;
FLUSH TABLES;
ALTER TABLE tmppagelinks MAX_ROWS=1000000000;
LOAD DATA LOCAL INFILE 'pagelinks.txt' INTO TABLE tmppagelinks FIELDS TERMINATED BY "," ENCLOSED BY "'" LINES TERMINATED BY "\n";
sudo cp /var/lib/mysql/enwiki/pagelinks.frm /var/lib/mysql/enwiki/tmppagelinks.frm
sudo cp /var/lib/mysql/enwiki/pagelinks.MYI /var/lib/mysql/enwiki/tmppagelinks.MYI
FLUSH TABLES;
(mysql komut satırını kapat, MySQL sunucusunu kapat)
sudo myisamchk --fast --force --update-state --key_buffer_size=1024M --sort_buffer_size=1024M --read_buffer_size=64M --write_buffer_size=64M -rq /var/lib/mysql/enwiki/tmppagelinks
(MySQL sunucusunu başlat, mysql komut satırını aç)
DROP TABLE pagelinks;
RENAME TABLE tmppagelinks TO pagelinks;

Yukarıdaki teknik sadece benzersiz (ing. Unique) anahtar tanımlanmış tablolar için gerekli. redirect gibi benzersiz anahtara sahip olmayan tablolarda, page, revision ve text tabloları için kullandığımız aktarma işlemleri yeterli.

MySQL ile ilgili Genel Öneriler

Bu bölümde MySQL ile ilgili sağda solda bulabileceğiniz bir iki genel öneriyi tekrarlamak istedim.

  • Veriyi tabloya ilk aktarmanız sırasında, anahtar tanımlamayın, olabildiğince sade bir tablo tanımlayarak veriyi ona aktarın. Bu sizi aktarım sırasında her kayıt için gerekli kontrollerden kurtarır. Daha sonra tablo yapısını değiştirip dizinleme (ing. indexing) yapabilir, anahtar tanımlayabilirsiniz. Veriyi aktardıktan sonra bu işlemleri yapmak daha hızlı olur.

  • Anahtar ara belleği (ing. key cache/key buffer) ve sıralama ara belleği (ing. sort buffer) miktarları oldukça önemli. MySQL’in öntanımlı ayarları çok eski sistemlere göre ayarlı gelmiş olabiliyor. Bellek miktarlarını dengeli bir şekilde artırın.

Karar vermek için şu bellek kullanım formülüne (tahmini bir formül) bakabilirsiniz [5]:

MySQL Toplam Bellek Kullanımı = key_buffer_size + (read_buffer_size + sort_buffer_size) * max_connections
  • Aynı şekilde, genel performans artışı için geçici tablolara (ing. tmp table size) ve sorgulara (ing. query cache size) ayrılan bellek miktarını artırabilirsiniz.

  • Filtreleme yaparken, örneğin A tablosundan, B tablosunda olmayan kayıtları silmek isterseniz DELETE FROM a WHERE NOT EXISTS (SELECT .. FROM b WHERE z) yerine CREATE TABLE atmp LIKE a ve ardından INSERT atmp SELECT * FROM a, b WHERE z komutlarını kullanarak, mevcut tablodan silmek yerine, benzer tabloya koşulu sağlayan kayıtları eklemek daha hızlı çalışabilir, denemekte fayda var. Daha sonra oluşan geçici tabloyu asıl tablo ile değiştirebilirsiniz.

Müzik Endüstrisinin Geleceği

Her şeyden önce, müziğin yanına endüstri lafını kondurmak kötü duruyor biliyorum, insanı yaralıyor, umut kırıp “para olmadan müzik de olmaz” hissi uyandırıyor. Ama aynı şeyler maalesef futbolun ve diğer birçok şeyin de başına geliyor. Nasıl bu noktaya geldik ve endüstrilere neden ihtiyaç duyuyoruz, bunu başka bir yazıda kurcalarım.

Bu yazıda sadece, hepimizin derdi olan müziğin dağıtım sistemi ve gelir modelinin geleceğinden bahsedeceğim. Hepimizin derdi… Neden? Tarafları yazalım, kimin kimle ne derdi olduğu konusunda işimize yarayabilir (kayıtlara geçsin):

a) Sıradan, şanslıysa istediği şeylerin bir kısmını satın alabilecek, şanslı değilse alamayacak ama gerektiğinde paylaşabilecek adam, son kullanıcı, yani biz.

b) Müzisyen, müziği üreten, ürettiren, üretmeye, üretileni yorumlamaya yardımcı olan herkes.

c) Yapımcı, yapımcı şirket, müziğin “meslek” tarafıyla “sanat” tarafıyla olduğundan daha çok ilgilenen veya hakikaten müziği seven, müzisyeni destekleyen, duruma göre bu uğurda cepten yiyebilecek kadar fedakar davranabilen kişi veya kuruluşlar.

d) Devlet, yasa koyan, sistemi hepten kontrol edebilecek temel etken. (Normalde bu maddenin (a)’ya eşit olması gerekiyor ama… Uzun hikaye.)

Aslında müziğin daha birçok şeyi etkilediğini/etkileyebileceğini biliyorum ama bu yazı için yukarıdaki liste üzerinden devam edeceğim. İşler yukarıdakinden çok farklı ama bundan bahsetmenin de zamanı gelecek.

Şimdi…

Temel sorunlarımız:

  • Yapımcı (c) şöyle diyor: Dinleyiciler, müziği internetten ücretsiz indirerek benden ve dolayısıyla müzisyenden çalıyor.
  • Vatandaş (a) da şöyle diyor: Beni bunu yapmaya sen mecbur ettin. Köpek gibi çalışıp üç kuruş para kazanıyorum ve yaşamsal ihtiyaçlarımdan arta para kalırsa, ayda 3-4 albüm almaya bile yetmiyor.
  • Yapımcı (c) bunun üzerine şöyle diyor: Radyo diye bir şey yaptık. Senin dinleyeceğin bir sürü şarkı için onlara indirim yapıyoruz. “Seçtiğin” müziği istediğin zaman dinlemek istiyorsan parasını vereceksin.
  • Vatandaş (a): Senin kurallarınla ayda tekil olarak satın alsam bile birkaç şarkı alabiliyorum. Parasını verip satın aldığım şarkıları dinleyememem için her türlü engeli önüme koyuyorsun (bkz: DRM) ve dağıtım yöntemlerin ucuzlamış olsa da fiyatlarda indirim yapmıyorsun.

  • Yapımcı (c): Devlet (d) buna bir şey yapsın! Korsan müziği öldürüyor! Müzik bitecek, kalmayacak!

Bu tartışma sürerken, müzisyenler bu sırada çok farklı şeyler yapan gruplara ayrılıyorlar. Bazıları (özellikle amatör gruplar) ücretsiz dağıtımın bir fırsat olduğunu düşünüp müziğini ücretsiz dağıtıyor, kullanıcılara yardımcı olmak için dosyaları web sitesinden yayınlıyor. Bazıları paylaşım sistemlerine milyon dolarlık davalar açıp elinde tüfek, kapıdan gireni indirmeye başlıyor. (bkz: Metallica ) Bazılarıysa dünyanın değişebildiğini biliyor ve web sitesinden albüm yayınlayıp, dinleyicilerin takdir ettikleri miktarda ödeme yapabilmesini sağlıyor. (bkz: Radiohead )

Sanırım herkes bu son gruptakilerin akıllı insanlar olduğu konusunda hemfikir.

Ancak bugün kimse müziğin kan kaybedip kaybetmeyeceğini, yeni bir iş modelinin, orta yolların bulunup bulunamayacağını tam olarak bilemiyor. Devlet tarafında kontrol etme, ticari tarafta yeni gelir kapıları üretme, teknolojik tarafta paylaşım işleminin hızlandırılması, özgürlükçü tarafta paylaşım sistemlerinin anonimleştirilmesi çabaları var.

Bu gelişmelerden yola çıkarak birkaç alternatif gelecekten bahsetmek istiyorum:

 

Alternatif Gelecek 1: Devlet kontrolü ve yasal yaptırımlar

Bu alternatif gelecek, RIAA, Müyap gibi şirketlerin en mutlu olacağı gelecek. Biz kullanıcılarıysa her an gözetlendiğimiz, ne dinlediğimizin, ne izlediğimizin hesabının tutulduğu bir gelecek bekliyor.

RIAA gibi bu yolda elinden geleni ardına koymayan, en kral avukatları tutup ev hanımlarını ibret olsun diye sallandıran bir kuruluş için mutlu sona ulaşmak hayal değil. RIAA daha önce paylaşım sistemlerine yaptığını (bkz: Napster, Audiogalaxy) Kazaa‘ya yapamayınca, çözümü kullanıcılara savaş açmakta bulmuştu. RIAA ve diğer ülkelerdeki Müyap benzeri kuruluşlar çok geçmeden, tek tek mücadele etmek yerine, nüfuzlarını kullarak sonuca ulaşabileceklerini anladılar. Artık internet trafiğinin izlenmesi, indirilen dosyaların otomatik olarak takip edilmesi ve devlet tarafından yasal yaptırım uygulanması gibi konulara odaklanıyorlar. [1] [2]

Bu süreçte bilinçsiz adımlar atılırsa, kendimizi Devlet Düşmanı filminin daha gerçekçi bir versiyonunda bulabiliriz.

Şimdi bu alternatif geleceğin neye sebep olacağına değil de nasıl gerçekleşebileceğine odaklanalım:

 

Otomatik Eşler Arası (Peer to Peer, P2P) Trafik Tespiti

Bu iş için şu anda 2 temel teknik var [3]:

  1. Port analizi
  2. Protokol analizi

En basit teknik olan port analizinde, P2P programların kullandığı bilinen portlardan trafik akışı olup olmadığına bakılıyor. Ağ yöneticileri, trafik izleme veya detaylı protokol analizi gerçekleştirebilecek kaynağa sahip olmadıklarında, sisteme az yük bindirdiğinden dolayı bu tekniği kullanmayı tercih ediyor.

Kaynak olarak daha masraflı olan protokol analizinde ise P2P programların kullandığı protokol imzalarının uygulama katmanında akan paketlerde geçip geçmediğine bakılıyor. Protokol imzalarının elde edilmesi için daha önceden protokolün incelenmiş olması gerekiyor.

Protokol analizi, ağ trafiğiyle ilgisi olan diğer makinaları yorup aksamalara sebep olmaması açısından ek bir bilgisayar üzerinde çalışan yazılım veya sadece bu işi yapan özel bir donanımla yapılıyor.

Türkiye’de de konu üzerinde çalışmalar oldu. 2007-2008 öğretim yılında ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nde Siemens’in desteğiyle bitirme projeleri için konu olarak önerilmişti. Projelere göz atmak isteyenler ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği bitirme projelerinde Network Protocol Auto-Sensing, Summary & Analysis Tool konu başlığına bakabilir.

Şifreli trafik söz konusu olduğunda bu sistemlerin zorlandığını belirtmekte fayda var. Bu sebepten Skype gibi hem P2P hem de şifreleme kullanan sistemlerin istemci tarafında yazılımsal bir sorun olmadıkça izlenmesi oldukça zor. [4][5][6] Protokolün Skype olduğunu tespit edebilseniz bile şifrelemeyi gerçek zamanlı olarak aşmanız şimdiki teknoloji ile pek mümkün değil. Şifrelemeyi aşamadan da değiş tokuşu yapılan içeriğin yasal olup olmadığını bilemezsiniz.

Bu noktada takip için yapılabilecek en iyi şey, üzerinden şifreli trafik geçen bilgisayarlardan biri olmaya çalışmak ve veri alışverişini daha sonra şifresini kırmayı umarak kaydetmek. Ülkenin internet omurgasını denetleme yetkisine sahip kurumlar dışında araya girebilecek kişiler akıllıca tasarlanmış bir protokol ile bertaraf edilebilir. Verinin yönlendirilmesi sırasında farklı yollar kullanılmasını sağlayarak konuşmanın bütününe erişme ihtimali oldukça azaltılabilir.

Yukarda bahsettiğim gibi, RIAA yine de sizi Kazaa, eDonkey, Torrent sistemlerini kullanmış olduğunuzdan dolayı fişleyebilir. Tam da bu yüzden dosya transferini anonim hale getirmek için daha önce MUTE ve ANts gibi projeler geliştirilmişti. Bu gibi sistemlerde bile bir MUTE kullanıcısının kim olduğunu öğrenmek isteyen azimli biri bu bilgiyi elde edebiliyor. [[7]](http://www.zeropaid.com/bbs/archive/index.php/t-27493.html Which is safer MUTE or ANts?)

Detaylardan biraz uzaklaşırsak, mükemmel bir P2P protokolde bile gerçek hayatta tanımadığımız kişileri eklediğimizde ve onlarla dolaylı bile olsa dosya transferinde bulunmaya başladığımızda gizliliğimizi yitiriyoruz. İzleme ve cezalandırma politikası yerleşirse daha sonra kolay kolay etrafından dolaşamayacağımız, kaçamayacağımız bir gerçek olabilir.

 

İşletim Sistemi ve Aygıt Bazında Kontrol

Şu an kullanmakta olduğunuz işletim sisteminiz ve iPod’unuz MP3 çalabiliyor, öyle değil mi? Bugün internetten bir şarkı indirdiğinizde bilgisayarda dinlemek için tek yapmanız gereken Windows Media Player veya Amarok gibi medya oynatıcıları kullanmak. iPod’unuza attığınızdaysa arkada nasıl bir program çalıştığından bile haberdar olmadan tek tuşla dinleyebiliyorsunuz.

Peki Türkiye’de de gündeme gelen [8] 3 uyarı [9][10] veya buna benzer sistemler [11] dosya indirme dışındaki şeyleri de etkileyemez mi? Elbette. Sonuçta işletim sisteminiz veya iPod’unuz da her şeyden önce ülke yasalarına tabi. Örneğin devlet “DRM desteği olmayan medya oynatıcılarının çalıştırılmasını sağlayan işletim sistemleri yasaklanmıştır, Windows, Linux veya diğer işletim sistemleri yasal olmayan içeriği oynatmayacak şekilde değiştirilmelidir” derse eski dosyalarınıza veda edebilir veya bu kez daha da yasadışı olacak şekilde bu kurala uymayan bir sistem yükleyebilirsiniz. Bunu yaparak bir suç işlemeniz ve para cezası almanız çok muhtemel.

Eğer RIAA, Müyap gibi kuruluşlar sistemi yeteri kadar zorlarsa bu uygulama da uzak değil. Hatta Microsoft’un bu yolda bazı adımlar atmış olduğunu söyleyebiliriz. [12]

Sonuç olarak gerek internet trafiğimizin izlenmesi gerekse işletim sistemimizin, müzikçalarımızın yasayla kısıtlanması psikolojik olarak kötü etki edecek olsa da pratikte geçerli olabilecek bir yöntem. Fakat bu tür uygulamalarda unutulan bir nokta, müzikal yaratıcılığın bilgiye özgür erişimle tetiklendiği ve kısıtlama durumunda eskiye göre üretimin daha yavaş gerçekleşeceği. Eğer bu göze alınabiliyorsa, yöneticiler, yetkililer böyle bir dünyaya evet diyorsa bu gelecek uygulamaya geçecektir ancak kültürel anlamda çoktan o bariyerin aşıldığını düşünüyorum.

 

Alternatif Gelecek 2: Spotify

İnternetle beraber kültürel olarak artık belli bir noktayı aştığımızdan söz ediyordum. Bütün gün müzik dinleyerek çalışan yazılımcılar gibi, plak şirketleri de bu kültürel değişimin farkına varmış olacaklar ki 2006’da filizlenen Spotify projesine yavaş yavaş destek vermişler. Nihayet 2009 yılında, müzik arşivinin yeterli düzeye ulaştığına karar verilerek kullanıma sunulmuş.

Spotify, iTunes’dan farklı olarak sadece müzik satmaya değil, çatısı altındaki bütün müziği dinletmeye odaklanmış bir şirket. Spotify ücretsiz üyelere yaklaşık 30 dakikada bir 1 dakikalık reklam dinletiyor ve bu üyelerin müzik dinleyebilmeleri için internete bağlı olmaları gerekiyor. Paralı üyelikte (aylık 9.99 Euro) ise reklamsız, yüksek kalitede (320 kbps) müziği ister internetten ister bilgisayarınızdan dinleyebilme hakkına sahip oluyorsunuz. Bunun yanında dinlemekte olduğunuz şarkıları tek tıkla satın alma şansınız da var.

Spotify’ı Last.fm, Pandora gibi kişisel internet radyosu projelerinden farklı kılan temel nokta bir radyo olmaması. Bu özelliği, elbette giderlerini ve plak şirketleriyle olan ilişkilerini etkiliyor çünkü plak şirketleri, kullanıcıların istediğini elde edip kaydetmesine yol açabilecek sistemlere soğuk yaklaşıyorlar.

Buna rağmen 3 yıl sonunda Spotify’ın şirketleri ikna edebilmesinde sistemin ölçeklenebilir, ekonomik ve kararlı olmasının büyük payı olduğunu tahmin ediyorum. Kuruculardan Daniel Ek daha önce en yaygın kullanılan Torrent istemcisi µTorrent‘ın yöneticiliğini yapmıştı. Spotify’ın verimliliği BitTorrent’ta olduğu gibi müzik dinleyen kullanıcıların aynı zamanda dağıtıcı olmasıyla sağlanıyor. Örneğin İstanbul’da oturan bir başka Erkan Oğur dinleyicisine, eğer siz daha önce Erkan Oğur’un şarkılarını dinlemişseniz, şarkının bir kısmını yolluyorsunuz. Tabii sistemin tamamı bu şekilde işlediğinden hem Spotify bağlantı ve işletme maliyetlerinden kazanıyor, hem de siz şarkıları takılma olmadan, daha yüksek kalitede dinleyebiliyorsunuz.

Spotify’ı BitTorrent, Limewire gibi sistemlerden farklı kılan ve ilginç bir mühendislik problemi haline getiren şey iki dinleyici arasındaki bu yardımlaşmanın gerçek-zamanlı olması. Daha önceki sistemlerde müzik transferinin olay anında, eşler üzerinden kesintisiz gerçekleşmesi (ing. “P2P streaming”) söz konusu değildi. Sopcast gibi sistemlerde bu fikrin TV yayını için uygulandığını söyleyebiliriz ancak Spotify kalitesiyle öne çıkmış durumda.

Şüphesiz BitTorrent prensiplerini temel alan Spotify’ın geliştirilmesinde Daniel Ek’in µTorrent tecrübesi etkili olmuştur. Eşler üzerinden canlı müzik dağıtımını bu denli verimli hale getirmiş olmaları harika ancak plak şirketlerini ikna etmek için bundan çok daha fazla emek ve para sarfetmiş olmalılar.

Elbette Spotify gibi bir proje herkesin harcı değil. Başlangıçta projeye kendi ceplerinden yatırdıkları 8 milyon Euro da bunu gösteriyor. En azından belli türdeki plak şirketlerini (örneğin klasik müzik Spotify’ın güçlü olduğu bir müzik türü) bağlamadan dünyanın en muhteşem sistemi bile olsa tanıtmak, kullanıcılara sevdirmek çok zor. Plak şirketleriyle ilgili sorunlar başlangıçta göze çarpmasa da bir süre sonra örneğin Megadeth’in eski albümlerine, Metallica, Beatles, Led Zeppelin, Pink Floyd gibi grupların hiçbir albümüne erişemediğinizi keşfedeceksiniz. Hatta GetSatisfaction‘da Spotify ile ilgili bu tür şikayetler bulabilirsiniz. [13]

Daniel Ek, gelecekte reklam modeliyle işlerin yürüyebileceğine inanıyor, ancak kısa vadede plak şirketlerinin beklentilerini karşılayabilmesi için paralı üyeliklerden gelecek gelire de ihtiyacı var. [14] Sistemin içindeki plak şirketlerini tatmin etmeden de yukarda bahsettiğimiz, sisteme dahil olmamayı seçen plak şirketlerini tavlaması mümkün değil.

Daniel Ek, Youtube’deki rastgele içeriğin aksine, Spotify’daki temiz içeriğin reklamverenlere güven vereceğini ve etkisini kaybettiği düşünülen reklam modelinin bu sayede Spotify’ı ayakta tutacağını düşünüyor. [15] Bu varsayımın bile proje için ciddi bir risk oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Spotify’ın almakta olduğu yatırımlarla [16] oturtmaya çalıştığı melez (reklam+üyelik) gelir modelinin plak şirketlerini ne kadar tatmin edeceği merak konusu. Spotify henüz çok genç bir proje olduğu için herhangi bir tahmin yapmak zor. Mevcut durum Spotify’ın lehine görünüyor. Wired’ın haberine göre projenin doğduğu ülke olan İsveç’te en büyük plak şirketinin Spotify’dan kazandığı miktar iTunes’u geçmiş. [17] İngiltere’de de aynı yönde beklentiler var. [18]

Bunların dışında, Spotify’ın yatırım ortaklıkları sonucu bağımsız yapısını kaybedip büyük plak şirketlerinin etkisinde hareket etmeye başlaması da uzak bir olasılık değil. [19] Spotify’ın hangi plak şirketiyle nasıl bir anlaşma yaptığı, kime hangi grup için ne kadar ödediği veya yatırımcı şirketlerle olan ilişkilerinin detayları bilinmiyor. Bu da Spotify gibi müzik dünyasını ele geçirme potansiyeline sahip bir projeyi göründüğünden daha tehlikeli yapıyor. Mayıs 2009’da bir süre paraya ihtiyacı olmayacağını söyleyen bir şirketin Ağustos 2009’da 50 milyon dolar yatırım alması tehlikeden başka nasıl nitelenebilir bilmiyorum. [20] [21]

Spotify’ın uygulamaya çalıştığı modelin plak şirketlerini tatmin etmemesi, Amerika’da yayına geçme çabalarını aksatıyor. Lisans sorunlarıyla boğuşmakta olan Spotify, tek tıkla şarkı satın alabilme [22] gibi dijital satışa yönelik özellikler eklese de Amerika’da Avrupa’daki kadar ikna edici olamıyor. Bir başka dijital müzik servisi olan MOG‘un başındaki David Hyman’ın da Spotify’ın uygulamaya çalıştığı modelin geleceği ile ilgili iyimser konuşmuyor. [23] Plak şirketlerinin tavrında ciddi bir değişiklik olmazsa Spotify’ın önümüzdeki yıllarda ücretsiz üyeliği kapattığını görmemiz yüksek bir olasılık. İnternette Amerika’ya açılmayan hiçbir projenin uzun süre ayakta kalamadığını düşünürsek, Spotify Amerika’ya ayak basmak için elinden geleni yapacaktır.

Spotify şu anda reklam+üyelikle ne kadar gelir elde edilebileceğini ölçmeye, veri elde etmeye çalışıyor. Büyük plak şirketleri ise bu “hadi bir deneyelim” mantığına satışları düşmekte olmasına rağmen karşılar. Spotify’a dahil olan diğer plak şirketleri ise daha etkili tanıtım, yayın bedeli, dijital satış ve üyelikten elde edilecek gelirlerin mevcut satışların yanında göz ardı edilemeyecek kadar büyüyeceğine inanıyor. Oysa bu beklentinin karşılanması için sistemin popülerliğinin artması ve iTunes kadar geçerlilik kazanarak kullanıcı alışkanlıklarını etkilemesi gerekiyor. Önümüzdeki 2 yılda Amerika’da yayına geçip başarı sağlamanın Spotify için şart olduğunu düşünürsek, plak şirketleri ile ortaklık anlaşmaları yapması kaçınılmaz görünüyor. Music 2.0 kitabının yazarı Gerd Leonhard da bu yönde endişelerini dile getirmiş. [24]

 

Alternatif Gelecek 3: Paylaşım Vergisi

Serdar Kuzuloğlu 13 Eylül 2009 tarihli yazısında [25] korsan içerik paylaşımının getirdiği mevcut sorunlara karşı tüm paylaşımı yasal hale getirip bunu vergilendirmenin işe yarayabileceğini söylemiş ve paylaşım vergisi kavramını gündeme getirmişti. Yazısında Nokia Comes with Music gibi cihaz satışı beraberinde elde edilen gelirin bir kısmının Nokia tarafından yapımcı şirkete aktarıldığı yapının avantajından ve 1997 yılında Kanada’da CD ve DVD satışlarından müzik sektörüne pay ayrılmaya başlandığından [26] bahsetmişti.

Konuyla ilgili Friendfeed yorumlarında [27] bununla ilgili heyecanını belirtenler olduğu kadar ihtiyatlı yaklaşanlar da oldu. Bazı yorumlar vergi miktarının ne olması gerektiğini tartışırken, bazı yorumlar böyle bir vergi sistemi sonucu elde edilecek gelirin paylaştırılması sırasında yaşanabilecek problemleri gündeme getiriyordu.

Türk internet kullanıcıları için konuyu tekrar gündeme getirmesi açısından Serdar Kuzuloğlu’nun yazısı önemli bir yazı. Ancak paylaşımın vergilendirilmesi konusu aslında son 6 yıldır gündemde olan bir konu. The Daily Princetonian‘da 14 Nisan 2003 tarihinde Fred von Lohmann‘ın yazdığı yazıda [28] bir para havuzunun oluşturulması ve adil şekilde dağıtılması için bir yöntem bulunması gerektiği belirtiliyor. Robert Nagle’ın 14 Eylül 2003 tarihli yazısında ise Fred von Lohmann’ın söyledikleri dikkate alınıyor ve telif hakları ile ilgili yasaların da problemin bir parçası olduğu ve çözülmesi gerektiği belirtiliyor. [29] EFF‘in 2004’ten beri önerdiği bir “toplu lisans” planı var. [30] Son iki yıldır da Universal [31] [32] ve Warner [33] [34] gibi şirketler paylaşım vergisi üzerinde fikir yürütüyor. Serdar Kuzuloğlu’nun yazıda bahsettiği olasılıkla ilgili Warner’ın Jim Griffin‘e hazırlattığı plan hakkında 27 Mart 2008 tarihli kapsamlı bir yazıda [35] Gerd Leonhard internet erişim ücretine eklenmesi düşünülen 5 $ gibi bir ücretin “bir vergi değil, zaten mevcut bir ödemeye (bağlantı ücretine) ek” olduğunu söylüyor.

Şüphesiz paylaşım vergisi kavramının göze hoş gelen taraflarını görmek kolay. Herkesin her şeye dilediği zaman erişebileceği bir dünya yaratma hedefi için akla ilk gelen modellerden olan vergiyi ön plana çıkarıyor. Ancak sırf internet kullanıyor diye korsan içerik indiriyormuş gibi değerlendirilen ve almadıkları bir hizmetin faturasını ödeyecek kullanıcılar için durum daha farklı görünebilir. Gerd Leonhard yazıda internet kullanıcılarının %96’sının bilgisayarına indirsin veya indirmesin, bir şekilde telif hakları ihlalinde bulunduğunu söyleyerek Jim Griffin’in planına hak veriyor.

Bana göre asıl sorun daha farklı. Önümüzdeki 10 yılda nüfusun tamamının internetten mutlaka içerik indirerek telif hakkı ihlali yapacağını varsayarsak, yukarıda bahsettiğim zorunlu vergi sorunu yokmuş gibi davranabiliriz. Fakat toplanan paranın nasıl dağıtılacağı konusunda söz hakkımızın olmamasını göz ardı edemeyiz. Plak, kaset, CD, iTunes gibi mecralardan istediğimiz grubun eserini satın aldığımızda gruba dolaylı olarak verdiğimiz destek, bizim yerimize Warner’ın dağıtacağı bir havuza doluyor olacak. Müziğin, kendi elimizle, seçimlerimizle desteklediğimiz bir şeyden, popüler kültürün ve şirket stratejilerinin elinde şekillenen bir şeye dönüşmesi mümkün. Örneğin, yaşadığınız ülkeye göre Warner belli müzik tarzlarını ön plana çıkarmak istiyor olabilir ve sizin ödediğiniz paralar metal müzik yerine pop müziğe aktarılabilir.

Michael Arrington’ın 10 Ocak 2008 tarihli yazısında [36] belirttiği gibi sürekli ve kesin bir para akışı, müzik endüstrisinin yeniliğe ihtiyacının kalmaması ve yeni şeyler üretmemesi ile sonuçlanabilir. Daha az popüler olan müzik türlerine ilgi göstermek ve yeni müzisyenleri yüreklendirmek yerine, sabit para akışından daha fazla pay kapmalarını sağlayacak büyük gruplara odaklanabilirler. Bir yandan da müzik endüstrisine katılan her yeni şirket, sabit vergi gelirinin daha çok kişiye dağılması demek olacağı için, bir süre sonra verginin yükseltilmesi istenecektir.

Sadece dosya indirmeyle ölçülmesi planlanan bir puan ve oranlama sistemine geçildiğinde, sistemi kandırmak isteyenler, hatta bunu başaranlar elbette olacaktır. DRM de yine ayrı bir sorun. Örneğin TTnet Müzik, Nokia Comes with Music ve etkileyici Spotify bile halen DRM sistemleri kullanmaktalar. Sistemden çıktığınızda müziğinize ulaşamamak müzik dinleyicileri için alışılmadık bir sorun. [37]

Mathew Ingram ise yazısında [38] haklı olarak, müzik için böyle bir uygulama hayata geçtiğinde film şirketleri ve diğer medya üreticilerinin akıbetinin ne olacağını sorguluyor. Fotoğrafçılar ne olacak? Yazılımcılar ne olacak?

Sonuç olarak, paylaşım vergisi iyi niyetli bir istek olmasına karşın, ihtiyatlı yaklaşılması gereken, uygulaması zor bir seçenek. Müziğe veya film endüstrisine torpil geçerek altından kalkılamayacak sorunlar var. Bir endüstrinin korsan problemini diğerinden üstün tutmak haksızlık olacağından, konuşulan 5-10 TL gibi miktarların bütün endüstriler için korsanın sebep olduğu kaybı kapatamayacağını hesaba katmak gerek. [39]

 

Alternatif Gelecek 4: Sosyal Medya Dağıtımı

Gerçek zamanlı ağlar (ing. “real-time web”) ile birlikte bireyin içerik dağıtımındaki rolü daha önce hiç olmadığı kadar önem kazandı. [40] İçeriği keşfedebilmek için Google’a olan bağımlılık azalmış durumda. [41] Google bize geçmişi gösterirken, Facebook ve Twitter gibi mecralardan şimdi etrafımızda ne olduğunu öğreniyoruz. Eskinin tek yönlü medya etkisi, yerini karşılıklı etkileşime bırakıyor. Medya artık hangi içeriğin 2 saat önce daha popüler olduğunu bilebiliyor ve hemen tepki verebiliyor. Artık kendi medyamızı kendi seçimlerimizle şekillendirme şansına sahibiz.

Seçimlerimizin kısıtlı olması, değerli bilgi/gürültü oranını artırmanın ve eskiye ulaşmanın çaba gerektirmesi de gerçek zamanlı ağların zorlukları. Ancak bu zorluklar yeni projeler ve araçlar sayesinde daha etkili bir şekilde çözülebiliyor. [42] Araçların dışında, kullanıcı alışkanlıkları da evrim geçiriyor ve sınırlı dikkatimizi daha verimli kullanmaya çalışıyoruz. [43]

Ağızdan ağıza reklamın ve viral içeriğin bu kadar öne çıktığı bir dönemde, müziğin dağıtımında dinleyicilerin oynadığı rolün daha fazla önemsenmesi gerekiyor. Dikkatin internet üzerinde, paradan sonra en temel değer olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden, müziğin dağıtımında dikkat ekonomisi prensiplerini [44] gözden geçirmekte fayda var.

Bu prensiplere baktığımızda, beğendiği müziği başkalarına öneren dinleyicinin oldukça önemli olduğunu görüyoruz. Arkadaşlarımızdan aldığımız öneriler hem güvenilirlik (ing. “Authenticity” prensibi), hem kişisellik (ing. “Personalization” prensibi), hem de ulaşılabilirlik (ing. “Immediacy” prensibi) sağlıyor. Size bir öneri geldiğinde doğrudan içeriği arkadaşınızdan isteyebiliyorsunuz, fikir sorabiliyor, neden bu önerinin size geldiğini öğrenebiliyorsunuz. İçeriğe harcayacağınız dikkatin çok daha azı ile, içerikten ne fayda sağlayabileceğinizi kestirebiliyorsunuz. Bunun günümüz dünyasında önemi çok büyük.

Bahsettiğim sebeplerden, dinleyicilerin oynadığı bu etkili rolün müzik endüstrisi tarafından ödüllendirilmesi ve teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Paylaşımı yasaklamak yerine, paylaşanların, çevresinde çok etkili olan dinleyicilerin içeriğe daha az ücret ödeyerek, belki hiç ücret ödemeden ulaşmasını sağlayan bir sistemin rağbet görebileceğini düşünüyorum. Örneğin içeriği satın alan bizler, etrafımıza bu içeriği dağıtma ve ilk ödediğimiz ücretin belli bir yüzdesini geri kazanma hakkına sahip olmalıyız. Bu sayede bir albümü ilk kez dinleyip etrafına aktif olarak tanıtan dinleyiciler o albümü çok cüzzi bi fiyata elde edebilirler. Sistemin her aşamasındaki dinleyiciye bu hak tanındığından dolayı ve her kullanıcı da kendi sahip olduğu içeriği, bir alt seviyeye daha ucuza satacağından dolayı her seviyedeki kullanıcı içeriğe daha ucuza ulaşmış olur. Müzik şirketleri hem her seviyede gerçekleşen satıştan (normal satışa kıyasla daha az olsa da) bir pay kazanır, hem de dinleyicilerin aktif tanıtım ve satışı sayesinde daha fazla kişiye ulaşarak normal fiyatlandırmadan beklediği geliri elde edebilir.

İlk etapta fazla insanın aklına yatmayacağını biliyorum ancak aklıma gelen alternatiflerden biri olarak buraya yazmak istedim. Gelecekte en etkili dağıtım ve tanıtım aracı biz olacaksak, bundan hem bizim kazandığımız hem müzik şirketlerinin kazandığı bir sistem iki tarafı da motive eden verimli bir sistem olabilir.

Ayrıca satın aldığımız içerik üzerindeki haklarımızın artması sayesinde Müyap’ın Myspace’i kapattırmasına yol açmış olabilecek sebepler ortadan kalkabilir. [45]

Böyle bir alternatif olabileceğini belirtmekle beraber, takibin ve dinleyiciden dinleyiciye satışın zorluğu bu alternatifin gerçekleşmesinin önündeki ana engeller. Fiyatların bu teknikle düşeceği ve herkesin kazanacağı açıklanabilir ve dinleyiciler arası satış için bir platform şekillendirilebilirse bu yöntemin bir şansı olabilir.

 

Alternatif Gelecek 5: Özgürlük

Şimdi de en uzak geleceği, müziğin özgürce paylaşıldığı geleceği düşünelim. Hayalimdeki gelecekte arabanızda Pink Floyd‘un Comfortably Numb şarkısını, albümünü almadan, hiçbir yere üye olmadan, hiçbir şey yapmaya gerek kalmadan dinliyorsunuz. Bir anda giren muhteşem soloyla birlikte her şeyi unutup ruhunuzu seslerin merhametli ellerine bırakıyorsunuz… Solo bittiğinde, sizi hayata bağlayan bu şarkıya ve Pink Floyd’a olan saygınız elinizi müzikçaların üzerindeki bir tuşa götürüyor.

Bu tuşa bastığınızda çok çok cüzzi bir miktar internet üzerinden Pink Floyd’a aktarılıyor. Sokak şarkıcılarına atılan bozuk paralar gibi, internet üzerinden çok küçük paralar, tekrar tekrar, siz ne zaman isterseniz aktarılıyor. İsterseniz Comfortably Numb’ı hayatınız boyunca her dinlediğinizde bu tuşa basabilirsiniz.

Belki herkes aynı şekilde düşünmeyecek biliyorum ama ben bu geleceğe inanıyorum. Çünkü dinleyiciler olarak bizlerin en temel arzusu, müzik dinlemek, dinlediğimizi takdir etmek ve yeni şeyler için müzisyenleri desteklemek. Ben gerçekten müziği seven, çok müzik dinlemese bile dinlediğini gerçekten seven insanların çoğunluğu oluşturduğuna ve bu insanların müziğin esiri oldukları o kutsal anlarda mutlaka o tuşa basacaklarını düşünüyorum. O tuşa basacaklar, çünkü kimse öyle bir soloyu dinledikten sonraki 5 saniyeyi saygı duymadan geçiremez. O tuşa basacaklar, çünkü Jason Becker’ın efsanevi gitar çalışını, Jeff Buckley’nin başka bir dünyadan gelen sesini, Kurt Cobain’i, Sezen Aksu’yu, Erkan Oğur’u ve daha nicelerini dinledikten sonraki 5-10 saniyede o tuşa basmazsanız, kendinizi suçlu hissedeceğinizi bilirsiniz.

Ben insanların müzisyenleri desteklemek, üretkenliğin, orjinalliğin hakkını vermek istediğini düşünüyorum. Sorun sadece dinleyiciyi edilgen bir durumda bırakan sistemde yatıyor. Biz dinleyiciler olarak kolayca müziğe erişebilmek, istediğimiz zaman istediğimiz şeyi dinlemek istiyoruz. Hüzünlendiğimizde derdimizi paylaşan o ses yanımızdan ayrılmadan, saygımızı ve desteğimizi göstermemizi sağlayacak bir fırsatımız olduğunda bunu kullanacağımıza inanıyorum.

Reklamla, müzikle aramıza giren onca şeyle olacağına, tek bir tuşla olsun ve bizim kontrolümüzde olsun. Bu özgür geleceğe giden radyo gibi temel kavramlar yok edilmez [46] [47] ve bu şekilde geliştirilirse, gerisi kendiliğinden gelecektir.

Bununla beraber, insanlar aşırı uzun telif sürelerini haklı olarak anlamsız buluyorlar. Kendini geliştirmeyen, üretmeyen, 30 yıl önce yaptığı tek şarkının ekmeğini halen yemeye çalışan müzisyenleri zengin etmeyi de haksızlık olarak görüyorlar. Telif hakları ile ilgili temel tartışmalardan biri olan aşırı uzun telif sürelerinin de mutlaka çözülmesi gerekiyor. Sürenin kısaltılması söz konusu olmasa bile en azından bir telif vergisi uygulanması gündeme getirilebilir. [48]

Özetle söylemek istediğim, insanlar müzik dinlemek istiyorlar, her zaman istediler ve müzisyenlerin bu işi para kazanmadan devam ettiremeyeceğinin de farkındalar. Müzik endüstrisine olan sempati ve destek aslında çok büyük ancak bu desteğin absürd kazançlar elde etmeye çalışarak kötüye kullanılmaması gerekiyor.